| 個人檔案๑۩๑ GöKHaN_'s space ๑۩๑相片部落格清單 | 說明 |
๑۩๑ GöKHaN_'s space ๑۩๑Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır... 3 July Talking about MSN Space Logolar
Quote MSN Space Logolar ![]() AMERİKAN REPLİKLERİ VE TÜRKÇE KARŞILIKLARI :-)
amerikan: hey dostum burda bir problem mi var ?
turk: noluyo lan burda ? amerikan: nasil gidiyor mike? turk: nabiyon lan amerikan: korkarim seni oldurecegim turk: salavat getir lan amerikan: oov dostum hic cool olmamissin turk: bu ne lan d.tume benzemissin amerikan: hey steve , neden kendine bir icki koymuyosun turk: la suleyman , kap iki bira gel bakim hemen amerikan: lanet olsun sana christine ! turk: allah belani versin nurcan ! amerikan: tanri askina brad kes sesini artik. turk: allahim sabir ver, sus lan yeter amerikan: aman tanrim simdi napicaz. turk: ha t*ktir mictik. amerikan: help me please.. turk: baksana lan !! amerikan: ne derler bilirsin jack , hayat beklenmedik suprizlerle doludur turk: valla oglum bi soz var hani , kaderde varsa duzulmek neye yarar uzulmek amerikan 1 : dante nin bu kitabini okudun mu micheal amerikan 2 : aaa evet , gercekten edebi degeri olan bir calisma turk 1 : abi da vinci sifresini okudum super turk 2 : lan birak ! iyice entel dantel oldun basimiza amerikan: hey jery gel pizza ye dostum.. turk: osman gel lan buraya mis gibi menemen yaptik amerikan: fbi.. bir kac soru sorabilirmiyim? turk: polisim ben nerdeydin lan dun esek? amerikan: (ses cikarmadan el i$aretiyle) sen oraya sen buraya sessiz olun turk: daliyoruz haydaaaaaaaaa !!!
24 May SON DERS...
Bilgisayar Mühendisi Arkadaş, inşallah iyi bir 'donanım'cı veya iyi bir 'program'cı veya iyi bir 'network'çü veya iyi bir 'system administrator' olacaksın. Yalnız şu mühim meseleleri sakın aklından çıkarma! Bu kâinatın öyle bir donanımcısı vardır ki, bütün mevcudâtı ve içinde yer yüzünü 'create' etmiş; güneş'i bir 'power source', ay'ı bir 'system clock' yapmış. O 'power source'dir ki, kesintiye uğramaz ve o 'system clock'tır ki, şaşmaz ve şaşırmaz, o donanımcının ilminin ve sanatının nihayetsizliğini gösterir. Bu zât aynı zamanda öyle yüce bir programcıdır ki, şu muazzam dünya üzerinde çalışacak şekilde koca hayat programını yazmış, yüzbinlerce yıldan fazladır, 'error' verdirmeden, 'crash' ettirmeden çalıştırıyor. Eğer onun ne kadar iyi bir programcı olduğunu da anlamak istersen, önce kendine bak. Gözünle göremediğin küçücük bir hücrene bütün kodunu 'save' etmiş ve yine o küçücük hücrende 'execute' ettiriyor. Madem ki, DNA'nın bir program olduğu apaçıktır ve bir program programcısız olamaz demek ki, senin programcılığın ancak o büyük zâtın programcılığına ancak bir ayna hükmündedir. Yine senin bütün hücrelerinden oluşturduğu 'network'ün içinde hadsiz protokollerle o hücreleri konuşturduğu gibi, madem ki, senin de diğer insanlarla türlü dillerde ve protokollerde konuşabilmen için gerekli donanımı yanına vermiştir, öylece de gördürüyor, konuşturuyor ve dinletiyor. Ve madem ki, sen, etrafındaki bütün cisimlerden haber alasın diye ışık, ses gibi türlü medyayı hazırlamış kullandırıyor. Sen bunları keşfeder, kullanır fakat bir yenisini ekleyemezsin, o halde öyle büyük bir 'network' uzmanı zât vardır ki, senin her türlü ihtiyacını bilir, ona göre teçhizatını verir. Senin 'network'çülüğün ancak onun, sonsuz ilminden sana verdiği bir küçük parça ve bir büyük nimettir. Arkadaş, aldanma! Şu güzel dünya hayatı programı bir 'limited trial version'dur, görüyorsun ki, elde ettiğin malı mülkü hiç bir surette 'save' edemiyorsun. Öyle ise; bu kâinat yazılımını yazanı tanı. Hem hiç mümkün müdür ki, bir programcı bu kadar güzel bir program yapsın ve yaptığı programda 'about' kesimi koyup kendini tanıttırmasın. Öyle ise bu kâinatın en büyük 'donanımcısı', 'programcısı', 'network'çüsü ve 'system administrator'u olan zâtın her yere işlediği 'about' kesimlerini gör, öğren, 'full versiyon'unu kazanmak için çalış. Unutma ki, hiç bir hareketin atlanmadan çok dikkatli 'log'lar tutuluyor. Bu 'log'lar her şeye gücü yeten o 'system admini' tarafından 'open' edilip 'check' edilecektir. Aman ha dikkat ! kaynak: http://www.kimyaokulu.com/ Yukarıdaki yazı bir profösörün mezun edeceği öğrencilerine yaptığı son ders konuşmasıymış ve yazarı da bilinmiyormuş, yani nette bulduğum kaynakta böyle yazıyor. Ama profesörün verdiği ders ve anlatım tarzı gerçekten de süper.
GöKHaN_ MARS GEZEGENİ
(Bu fırsat kaçmaz)
Mars gezegeni Ağustostan itibaren geceleri gökyüzünün en parlak cismi olacak. Mars çıplak gözle dolunay kadar büyük görünecek. 27 Ağustos'ta Mars dünyaya 34,65 milyon mil yaklaştığında en büyük göründüğü gün olacak. 27 Ağustos gecesi 00:30'da gökyüzünü izleyin. Dünyanın iki ay'ı varmış gibi görünecek. Mars'ın dünyaya bu kadar yakın geçeceği bir sonraki tarih 2287 yılı. Bunu dostlarınızla paylaşın. Bugün hayatta olan hiçbir kimse bu olayı tekrar göremeyecek .
Arkadaşlar bu fırsat kaçmaz mutlaka takip edin tekrarı yok!! Bundan 281 yıl sonra kim ölee kim kala öyle değil mi ??.. Biz fosil oluruz heralde :-) GöKHaN_ Geçenlerde internette gezinirken güzel bir şef memur diyaloğu okudum hoşuma gitti paylaşmak istedim :-) Buyrun siz de okuyun ;
ŞEF:Kötü bir şey olmamıştır inşallah...
(Yine geç geldi hıyar.) MEMUR: Sormayın müdür bey, başıma neler geldi bir bilseniz (Ulan bu da beni her gün kapıda bekliyor herhalde...) ŞEF: Hayırdır n'oldu? (Gözleri kan çanağı, akşam odun gibi içmiş bu hıyar!) MEMUR: Efendim dün halamın oğlunun evinde kaldım, gecenin vakti karakola düştük maalesef. (Inandı galiba. İsterse detay sorsun, yol boyunca hikaye düşündüm) ŞEF: (Inanmış gibi yaptım ya, gözleri parladı. Yol boyunca yalan düşünmüştür zaten) Allah Allah geçmiş olsun, gelin oturun şöyle... (Hala leş gibi içki kokuyor it!) MEMUR: (O kadar da sakız çiğnedik ama kokuya uyandı galiba lavuk)
Şimdi efendim, benim dayımın oğlu (lan demin halamın oğlu mu demiştim yoksa?) kedi ticaretiyle ugraşıyor... ŞEF: (Oha! Uydurduğu mesleğe bak)
Aaa, çok ilginç bir iş. Para bırakıyor mu bari... MEMUR: ( Sanane lan parasından) Sokak kedisi değil efendim, amcamın oğlu (Lan valla iyice karıştırdım. Amcaoğlu muydu, dayıoğlu mu?) Van kedisi satıyor. ŞEF: Eee, n'olmuş, kedi mafyasıyla başı derde mi girmiş?
(Lafı soktuk ama anlayacak adam nerede?) MEMUR: (Espri yaptı hayvan)
Yok efendim, öyle değil. Şimdi teyzemin oğlu (Ulan şuna baştan kuzen desene, iş iyice moka sardı) Van kedisi satıyor. İstanbul'da bu işi sayılı adam yapıyor biliyorsunuz... ŞEF: Bu meslek dalını ilk kez sizden duydum, sayısını bilemiycem. (Yahu, laf sokmaya çalışacağıma kafayı uçsam ya şuna... Neyse sakinleşeyim) MEMUR: Neyse beyefendi, diger satıcılardan biri, sokak kedilerini toplayıp gözlerine lens takıyormuş meğer (uçtuk mu ki?),
sonra da değişik göz renkleri var diye Van kedisi olarak satıyormuş ŞEF: (Vay ki vay, vay ki vay! Bu itin idrarını tahlile göndericem, alkol kafası degil bu) Bakın siz şu sahtekarlara... MEMUR: Kesinlikle haklısınız efendim, neler var. Baksanıza, sen tut hayvanların gerçek gözünün üstüne renkli lens tak, sonra da Van kedisi diye sat... (Kesin abarttık) ŞEF: (Onu anladık eşşek sıpası, gerisinde ne yumurtlayacan ben onu merak ediyorum) Sizin kuzenin ne alakası var ki bununla (Kuzen dedim ya, sevindi, gözleri parladı. Salak...Salaak... Salaaak...) MEMUR: (Kuzen dedi, valla kuzen dedi. Kurtuldum stresten) Efendim, Istanbul'da ne kadar Van kedisi ticareti yapan varsa topluyorlar... ŞEF: Dogru ya, zaten sayılı... (Bunu dövmek de kesmeyecek, ne yapsam acaba?) MEMUR: Aynen öyle beyefendi. Neyse, evdeyim diye beni de aldılar. (Of be, kurtulduk galiba) ŞEF: (Karşı saldırının zamanı geldi), Neyse olayın ayrıntılarını okuruz gazetelerden, ilginç olay, kesin haber olur. (bakalım nasıl karşılayacak?) MEMUR: (Bunu da hesapladım dallama, ulan ne zekiyim be...) Yok efendim, yapanlar bulundu. Sonra araya bir sürü insan girdi,bizim yeğen (hay anasını mıçtık) de suçsuz olduğu için,ticari itibarı sarsılmasın diye gazetelere yansımayacak olay... ŞEF: (Bak, bak, bak. Yavşağa bak! Analitik düşünüyor ya, bunu da hesaplamış. Analitik kötek atıcam bu deveye) Neyse, geçmiş olsun. Siz bugün eve gidin, iyice bi dinlenin isterseniz. Moraliniz bozulmuş, uykusuz kalmışsınız... (Lan bi git, daha kapıda yersin uçan tekmeyi. Bu sefer girişmezsem şerefsizim) MEMUR: (Hisar'da manitalar bekliyor, tabii giderim kerizim. Lan bu lambayı da müdür yapmışlar ya buraya, helal olsun valla. He he he...) Sağolun, aslında iyi değilim, dinlensem gerçekten iyi olur... (Lan herif saatini falan çıkarıyor, odunu yiyecez galiba, vazgeçelim) Ama gece ne güne duruyor ki beyefendi, gece dinlenirim. Zaten geç geldim, arkadaşlara da ayıp oldu... ŞEF: (Saati boşuna çıkardık, uyandı hayvan) E hadi yerinize geçin o zaman. Tekrar tekrar geçmiş olsun. (Işten kovmak tatmin etse, dakikada kovucam da, dövmem lazım, şöyle evire çevire dövmem lazım ki hıncımı alabileyim. Neyse bir dahaki sefere) MEMUR: Sağolun efendim, anlayışınıza teşekkür ederim.. (Lan gitse miydim ki? Saati öylesine çıkardı belki de...) :-))
kaynak: www.netyorum.com
İşin esprisi bi yana, aslına bakarsanız gerçekte de şef veya memur pozisyonunda olan birçok insanın, yukarıdaki gibi olmasa da karşılıklı ilişkilerinde; düşündükleri ile dile getirdikleri arasında farklılıklar olduğuna ve benzer diyaloglar yaşadıklarına eminim. :-)
GöKHaN_
22 May İstiklal Marşı...
Güneydoğu''nun küçük bir ilçesinde görev yapan hâkim ilçe dışındaki lojmanından görünen karakolun bir gecesini şöyle anlatır:
.......
" Lojmanımızın balkonundan o karakol görünürdü. Yaklaşık bir aydır her istihbarat kaynağından karakolun basılacağı haberi geliyordu. Üstelik baskının şimdiye kadar yapılanlardan çok daha büyük olacağı söyleniyordu.
Yakın birliklerden timler getirildi, karakolun etrafına mayınlar döşendi, ağır silahlarla takviyeler yapıldı ve baskın beklenmeye başlandı."
"En son gelen istihbaratta baskının saati ve baskına katılacak terörist sayısı bile veriliyordu. 22.10, beş yüz terörist. Karakol o gün basılmadı."
"Bir gün sonra, bildirilen saatte cehennem başladı. Balkonumuzdan izlediğim dehşet dolu manzarada, daire haline gelmiş teröristlerin, dairenin ortasına, gecenin karanlığında ateşleri parıldayan silahları ateşlediklerini görüyordum. Karakolun, havan ve roket mermilerinin patladığı yerde olduğunu biliyorduk. Tam anlamıyla çember içine almışlardı. Lojmandan ayrılıp doğruca jandarmanın binasına gittik. Karakolun merkezi, telsizle, sürekli timlerden durumlarını bildirmelerini istiyor; dış emniyette bulunan timler de bu çağrılara cevap veriyor, havan ve uçaksavar ateşi istedikleri yerleri de tarif ediyorlardı."
"Bir süre sonra telsiz konuşmaları, timlerden birinin üzerine yoğunlaştı. Timden bir türlü cevap alınamıyordu. Üst üste, defalarca çağrı yapılıyor ancak bir türlü timle irtibata geçilemiyordu. Konuşmaları takip eden askerler timden ümitlerini kesmişlerdi. Ama bir yandan da çağrılar devam ediyordu. Bir saat kadar sonra, telsizden bitkin bir ses duyuldu: "Yaralılarım var, yaralılarımı alın." Tüylerimiz diken diken olmuştu. Hemen cevap verildi. "Tamam, Suat 3, sakin olun, az sonra birlik çıkacak." İlk yaralı haberi, bu saatlerdir aranan timden gelmişti. Tim komutanı konuşurken arkadan silah sesleri duyuluyordu. Herkes bu sözler üzerine yorum yapıyordu. Telsizin başındaki tim komutanlarından biri, bu timde şehit olduğundan emindi. Merkezden tekrar çağrı yapıldı. "Suat 3, irtibatı kesme. Sakin olun!" Cevapta bir değişiklik olmadı : "Yaralılarım var. Kan kaybediyorlar. Yaralılarımı alın!"
"Ve tam bir buçuk saat, beşer dakika arayla Suat 3 kodlu timle muhabere aynen bu sözlerle sürdü : "Yaralılarımı alın", "Sakin olun, geliyoruz." Hepimiz o time kimsenin yardıma gidemeyeceğini çok iyi biliyorduk. Karakola düşen mermi sayısında azalma olmuyor, aksine, takviye alan teröristler baskının şiddetini gittikçe artırıyorlardı. Kimsenin, değil karakolun dışına çıkmak, mevzi değiştirebilecek fırsatı dahi olmadığı apaçıktı."
"Bir süre sonra, Suat 3''ün telsizinden hırs dolu kelimelerini işittik: "Hemen gelip yaralılarımı almazsanız, karakola dönüp bölüğü tarayacağım."
Hepimiz şok olmuştuk. Hemen tabur komutanı devreye girdi. Hemen hemen aynı sözcüklerle tim komutanına sakin olma çağrısı yaptı. Ama işe yaramıyordu. Tim komutanı "Yaralılarımı alın!" dışında başka bir şey demiyordu. Tabur komutanının da telsizi bırakmasıyla, bir saat kadar daha tim komutanından ses çıkmadı. Birer dakika arayla yapılan yoğun çağrılara cevap vermedi. Hepimiz tim komutanının da şehit olduğunu düşünüyorduk. İçim burkuluyor, başım dönüyor, tanık olduğum bu anlardan nefret ediyordum. Telsizin başına tim komutanının okuldan devre arkadaşı geldi. Son bir ümitle eline mikrofonu alıp, cevap beklemeden, telsizin kodlarını da kullanmadan, konuşmaya başladı : "Devrem ben Hüseyin. Geçmiş olsun devrem. Biraz daha dayan olur mu? Bak destek timleri yola çıktı. Sana doğru geliyorlar. Devrem aman pes etme olur mu?"
"Telsizin mandalını bırakıp beklemeye başladı. Hepimiz Motorola marka, duvara monteli telsiz cihazının hoparlör kısmına gözlerimizi dikmiş bekliyorduk. Ve konuştu : "Devrem, bölük komutanı nerde?" Hepimiz derin bir "Oh!" çektik. Telsizden, "İzinde devrem" yanıtı verildi. Suat 3, artık tükenen bir sesle konuşmayı sürdürdü: "Ne olur yaralılarımı alın. Bende yaralıyım."
"O ana kadar kendisinin de yaralı olduğunu söylememişti. Hepimiz donup kalmıştık. Telsizin başındaki devre arkadaşı da bu sözü üzerine mikrofonu fırlattı ve odadan çıktı. Ben kapının hemen eşiğinde ayakta duruyor, duyduklarım ve gördüklerimle bir tarihe tanıklık ettiğimi düşünüyordum. "Ben de yaralıyım" dan sonra yine ses kesildi. Sabaha kadar hiç konuşmadı Yüzlerce kez yapılan çağrılara cevap vermedi. Artık onun şehit olduğuna ben de inanmıştım."
"Gün ağarırken hepimiz yorgun düşmüş, telsizden yapılan "Suat 3, Konuşan Suat, Cevap ver!" çağrısından bıkmış halde bir köşede yığılmışken, birden telsizin mandalına basıldığını fark ettik. Telsizden silah sesleri geliyordu. Ve on on beş saniye sonra hayatım boyunca unutamayacağım bir İstiklâl Marşı dinlemeye başladım. Mandala sürekli basıldığı için bütün telsizlerin konuşma imkânı durmuştu."
"Çatışmanın altında yaralı bir tim komutanının, makamıyla söylediği İstiklâl Marşı'nı dinliyordum. Gözlerim dolmuştu. O ana kadar duyduğum en güzel İstiklâl Marşı''ydı. Birinci dörtlüğü bitirdi. İkinci dörtlükte sesi çatallaştı. Kelimeler uzadı. Ama marşı söylemeyi bırakmadı. Bozuk bir ses tonuyla, kendini zorlayarak okumaya devam etti. Marşı bitirdiğinde, ben de bitmiştim. Hemen orayı terk ettim."
"Bir daha onun sesini hiç duymadım. Toplam 22 şehidin verildiği o baskın gecesinde, vücuduna saplanmış 7 merminin acısıyla söylediği İstiklâl Marşı''nı ruhuma işleten tim komutanının ölmediğine ise hâlá inanamıyorum."
Arkadaşlar yukarıdaki olay "Güneydoğu'dan Öyküler II" adlı bir kitaptan alıntıdır. Kitabın yazarı ise Hakan EVRENSEL isimli ordudan emekli bir subaydır. Daha Önceden "Güneydoğudan Öyküler I - II", "Yer Eksi İki" gibi kitapları yayınlanmıştır. Bu kitaplarda Hakan EVRENSEL'in kendi anılarının yanı sıra; subay, doktor, hakim, savcı, hemşire, er vb olarak güneydoğuda görev yapanların ve şerefsiz PKK ya karşı mücadele edenlerin mücadele anıları ve yaşanılan gerçek olaylar anlatılmaktadır. Yukarıda yazdığım bunlardan yanlızca bir tanesi. Ben kitaplarının hepsini de defalarca okudum ve inanın her defasında da büyük bir duygu seline boğuldum, göz yaşlarımı tutamadım. Anlatılanları okurken bi an için siz de kendinizi olayların içindeymişsiniz gibi hissediyorsunuz, Kitapları okuduğunuzda orada yaşananların gerçekten de öyle üç ölü, beş yaralı cinsinden olaylar olmadığını anlıyosunuz, tabi yine anlayana, ayrı konu... Neyse sizlerin de okumasını şiddetle tavsiye ediyorum.
Hoşçakalın...
GöKHaN_
kaynak : http://groups.google.com.tr/group/Alem
GöKHaN_ 16 May GARDAŞ ÖLKE AZERBAYCAN'DAN ESİNTİLER :-)
Yaw ben bayılıyorun şu Azerilerin konuşmalarına, aşağıdaki diyaloglar sanıyorum AZTV-1 Azerbaycan Televizyasından alınmış:-)
CLEAR REKLAMI
AĞIR ÇEKİMDE SAÇLARI DANS EDEN KADIN;
- Yahşi saçlar için clear...
AMERİKAN FİLMİ
ADAM;
- Ney? Yine ney olmuştur??
MORALİ BOZUK KADIN;
- Heç..!! Heç bi şey yohtur..!!! Sadece olarak...
ADAM;
- Sadece olarak ney??
KADIN;
- Sadece olarak... Seni sevirem...
EĞLENCE PROGRAMI
ŞARKICI KADIN;
- Sizin için söyliyrem... Gelin dostlar yılışak...!!
AMERİKAN FİLMİ
POLİS;
(KONUŞMAMA HAKKINA SAHİPSİN DİYECEK)
- Susmak istirsen sus!! Bu senin öz işindir !!!
SELÜLİT KREMİ REKLAMI
KADIN MANKEN;
- Kepinizin melumidir... Selilit avratları dehşete düşirir.!!! (Bu benim Favorim) :-)
SPOR PROGRAMI
SPİKER;
- Kapının direğine çarpan topu, kapacı yakalıyır...
DUMAN AVCILARI
SAĞLIK BAKANLIĞI UYARISI;
- Sigaret içmek, sizin sağlamlığınız üçün tehlikelidir.!!
HABERLER
SPİKER;
- Gardaş ölke Türkiye'nin Ali Prezidenti Ahmet Necdet SEZER Tütün İçimliği Yasasını geri depti!!
İPANA REKLAMI
DIŞ SES;
- Yeni yetmelerinizini körpelerinizin dişlerini ipana ile didikleyin...
Kaynağını ben de bilmiyorum ama hazırlayan arkadaşın eline sağlık, gerçekten hoş olmuş:-)
GöKHaN_
KARİZMA BUDUR!! Masada 32 kral ve 62 cumhurbaşkanı bulunuyor, ancak dikkati ilk bakışta çeken tek bir kişi var!!
Arkadaşlar yukarıdaki fotoğraf 07 KASIM 1927 tarihinde; Türkiye tarafindan, Türkiye Cumhurbaskanı Mustafa Kemal Atatürk ve Türkiye Başbakanı İsmet İnönü; SSCB Tarafindan, SSCB'nin Türkiye'deki Büyükelçisi Y.Z.Surits'in katıldıgı diplomatik bir resepsiyonda Rusya Büyükelçiliği binasında çekilmiş. Yukarıda bahsedildiği üzere masada gerçekten 32 Kral, 62 Cumhurbaşkanı var mıdır bilemem ama masadakilerin sayısından ziyade asıl önemli olan ve dikkat çekmesi gereken durum, zaten fotoğrafa bakınca gayet açık ve net olarak göze çarpıyor bence.
İşte karizma budur.!!
GöKHaN_ 13 May Ditto.com
Selamlar;
Arkadaşlar, Internette sadece resim aramak için çok kullanışlı bir arama motoru olan ditto.com adresinde search bölümüne gireceğimiz anahtar kelimeye göre web üzerinde ulaşılan bütün resimler, site adları ve resim özellikleriyle beraber karşımıza çıkıyor.
Ayrıca sitedeki toolbar programını da download edebileceğiniz gibi explorer veya firefox kullanıcıları için de iki ayrı program seçeneği sunulmuş.
Internette sadece resim arayanlar için bence ideal bir site.
Hoşçakalın...
GöKHaN_
|
|
|||||
|
|